Pulp Fiction-Ucuz Roman(1994)

En beğendiğim senarist Quentin Tarantino’ nun en iyi eserini okumak üzeresiniz. Eğer siz bu filmi izlemediyseniz ben izlemişimdir. 😀 (Neyse ciddiyet öhö öhö) Eğer böyle bir yapıtı açıp seyretmemişseniz hemen açıp seyredin.  “Konusu ne” diye sorarsanız, ” herhangi bir konusu olmadığını, HAYATTAN KESİT bir film” diye yanıt veririm.  Güncel hayatta yaşadığımız olaylarda başımıza bu tip hadiselerin gelmesi olası. Zaten Tarantinonun yapmış olduğu en büyük şey basitliğe gitmek. Filmin repliklerinde görüldüğü üzere toplum hayatını ilgilendiren konular üzerinde konuşmalar yapılmıştır. Sorunlar tartışılmıştır. Kahramanlar kendilerine ait olan hipotezlerini izleyiciye sunmuştur.

Çoğu kişi “bu filmi ben anlamadım” diyebiliyorsa siz film falan izlemeyin. Daha doğrusu filmde ne arıyorsunuz onu cevaplayın. Her filmin sonu iyi bitmek zorunda değildir. Her filmin sonunda bir şey anlamak zorunda da değilsinizdir. Bize dayatılan filmle ilgili bu tür olayları Tarantinonun yıktığını ayan beyan görüyoruz. Film en başına ne dedi buyrun görsele bakın. Seni daha önceden uyarmış. Adı üstünde UCUZ ROMAN

Her filmde olan bu şeyleri bunda göremezsiniz. Tarantinonun amacı da bu zaten. Klişeyi yıkıp farklılık yaratmak… O zamana kadar bu kurguda çekilmiş başka filme rastlanmamıştır. Ama bu filmden sonra, bu filmdeki kurgunun taklit edildiğini bazı filmlerde gördük. Kimisi de kendine özgü tarz oluşturdu.(C. Nolan) Şöyle bir deyim söz vardır. “kuralı öğren ve o kuralı yık.” Memento gibi farklı kurguya sahip filmlerin fikir babası işte bu filmdir.

Filmde gözlemlediğim en çarpıcı şey “başladığımız yere dönmemizdir.” Çok absürt bir örnek olacak ama topraktan geldik, olaylar yaşıyoruz, karmaşalar yaşıyoruz, büyüyoruz yaşlanıyoruz ve yine toprağa gidiyoruz. Filmi sonuna kadar izleyenler ne demek istediğimi anlayacaklardır. Filmin başını ve sonunu görseniz yeter.

İnsanların bu filmden tat almalarının sebebi ise birden fazla hikâyenin birbiriyle bağlantısıdır. Kelebek Etkisi ve Lost projelerinde benzer fikri gördük. Evren üzerinde hiçbir şey bağlantısız değildir, aksine her şey birbirine sımsıkı bağlı ve her olay bir diğer olayın gidişatını değiştirmektedir. Yani kafede 5 dk durmanız ile 6 dk durmanız arasında dağlar kadar fark vardır. Her ikisinin getireceği yaşam birbirinden tamamıyla farklıdır.  Kafede silahlı soygun olacağı vakit 17:05 tir. Siz 17: 03 te lavaboya ya da başka bir yere gitmişseniz o olaydan kurtulmuşsunuzdur. Ama lavabodan çıktıktan sonra soygun olayının bir benzeri sizi bulur ve onu yaşarsınız. Demek istediğim benim şu an bunu yazıyı yazmamla sizin bunu okumanız arasında geçen zaman diliminde, nerede olursanız olun, birçok şeyimizi paylaşmışızdır. Sadece bunun farkında olmayız. Filmde bu dediklerimin üzerine kurulmuş bir sürü hikâye var. Siz izleyici gözüyle vay anasını diyorsunuz ama kendi hayatınızda birebir onu yaşıyorsunuz. Tarantinonun anlatmak istediği işte budur.

Tarantino seçimlerinizin size ait olduğunu iki karakterle göstermiş. Spoılera kaçmadan söylemek isterim. Vincent ve jules mucize ile ilgili bir olay yaşar. Birisi bundan dersini alır öbürü almaz. Vincent iki kere tuvalet sahnesinde oynar. İkisinde de farklı olay olur. Öncekinden ders alınsa idi ikincisindeki o acı olay yaşanmazdı. Burada Tarantinonun dindar olduğunu, filmde o mesajı ara ara verdiğini görmekteyiz.

Benim en dikkatimi çeken Marsellus un ensesindeki yara bandı. Yaşadığı kötü anı yüzünden Tarantino ona böyle bir imaj yüklemiş. He he he 🙂
Diğer yandan köpek ve domuz arasındaki bağlantı ve insanların olaya farklı bakışlarını, Tarantinonun çok iyi yansıttığını hayranlıkla izledim. Aforizmalarıyla beni mest etmiştir.

Kafama takılan tek nokta ise bu filmi ben yazmış olsam, Türkiye’de çekmeye kalksam adamlar bana k.çlarıyla güler. Hadi onu geçtim bir de yayınlansa milletin maskarası oluruz. “Farklılık derken pokunu çıkardı” diye bir sürü yorum gelir. Ama başrolde tarantino olduğunda iş değişiyor. Şey gibi düşünün. Sakalımız yok ki söz dinlensin hesabı… Evde bir şeyin zararlı olduğunu annenize anlatırsınız sizi dinlemez, ama tv de aynı şeyi doktor anlatır anneniz hayranlıkla dinler. Siz de kös kös sinir olursunuz. İsim yapmak meselesinden söz ediyorum.

Sayamadığım bir çok şey var bu filmle ilgili… En iyisi mi siz şu filmi bir kere değil birkaç kere izleyin siz de mest olun. Ben yazmaya kalksam bir kitap bile yazabilirim filmle ilgili. Tarantino anlatılmaz izlenir (iç ses: o zaman niye yazdın bu kadar :P)

Son bir şey daha… Esmaralda(alttaki) gibi bir taksici bize denk gelse ya 😛 Çekiciliğiyle ses tonuyla meraklı sorularıyla  filmde dikkat çeken en önemli öğelerden..

Okuduğunuz için teşekkürler : )

Fragman

Reklamlar

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

About senar1st

Merhaba değerli okuyucular… Bloğumda hemen hemen her konuda yazı yazarım. Yolda yürürken gördüğüm bir şeyden rahatsızlık duyarsam o konuda tutar yazı yazarım.Ama genel olarak filmler üzerine kişisel yorumlarımı görürsünüz. Yorumlarım film izleyen kitleye göre yazılır. Filmleri izlemeyen okumasın. Yazmak benim için bir zevk. Bu zevkimi de kalemimi kullanarak gideriyorum. Umarım yazılarımı beğenirsiniz. Eleştirmek isteyen varsa da buyrun eleştirsin. Eleştiriye açığım :)

2 responses to “Pulp Fiction-Ucuz Roman(1994)”

  1. Güliz says :

    Yazını pek özgün ve yoğun bulmadım doğrusu.
    1. Metinde kestirip atmacı ifadeler çok sık kullanılmış. Mesela, Pulp fiction öncesinde böyle bir kurgu denenmemiştir, sonrakiler de bundan örnek almıştır derken, pulp fiction’dan önceki sinema tarihi üzerinde ne denli detaylı bir araştırma yapıp da bu kanıya vardığını kanıtlarıyla açıklasa idin daha makbule geçerdi, zira daha önce en azından denenen (fakat pulp fiction’ın giriftliğine ulaşamamış) böylesi bir kurgu olabilir. Yoksa bu tespiti sen değil de bir başkası mı yaptı??
    2. Yine benzer şekilde çok keskin tanımlamalar göze çarpıyor. Bilmem ne sahnesinden Tarantino’nun dindar olduğunu çıkarmışsın. Hoppala!! Küt tespitler yerine, bunların biraz daha şekillenmiş dolayısıyla daha sofistike fikirler yansıtan hallerini üretebilsen daha iyi olurdu. Anlatıma yoğunluk gelirdi.

    Aslında yorum yazmasam da olurdu. Hiç tanımadığım birinin yazısı altına yorum yazmak bir nevi fikir teşhirciliğidir. Ben şimdi onu, yani teşhircilik yapıyorum, ama artık sığ anlatımlardan gına geldi yazına da felaket gıcık oldum arkadaşım, beni mazur gör…

    • senar1st says :

      1-yazıyı, 14 Nisan 2012 de yazmışım ve hangi kafa yapısında olduğumu hatırlamıyorum. o bilgileri nereden yazdığımı hatırlamıyorum. buradan “başkasında mı arakladın” gibi saçma sapan bir yorum çıkmasın.

      2-tarantinonun din üzerinden bir yerde yargılandığını hatırlıyorum. bundan dem vuruyordu. okumuştum röportajını bir yerlerde. ama nerede ne zaman hafızamda yok. gelişigüzel sallamasyon yapmadım yani.

      3-anlamadım. madem fikir teşhirciliğini düşünüyorsun o zaman niye yazıyorsun?

      4-teşekkür ederim açıksözlü olduğun için. gıcık kapmışsın ya onu diyorum.

      ek not:sofistike grift flan yazmışsınız ya ben de sizi eleştireyim. insanlara bilgili görünmek için bilmediğimiz kelimeleri kullanmayalım. kötü duruma düşebiliriz.
      mesela sofistike fransız kökenli bir sözcüktür ve iki anlamı vardır.
      birincisi karmaşık komplike olan.
      ikincisi de aşırı yapmacık, sahtekar anlamına gelmektedir.

      siz benden bu şekilde yorum yapmamı mı istiyorsunuz? üzgünüm 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: