Eğitim,çocuk psikolojisi ve kişilik üzerine…

Eğitimin üzerinde çok durulmuştur. Şimdiye kadar birçok filozof veya eğitimci eğitim üzerine tanımlamalar yapmışlardır. Bunların içinde, dikkatimi en çok “Çiçeron” söyledikleri çekti: “Eğitim çocuğu, insan haline getirmektir.” diyerek eğitimin ne denli mühim olduğuna vurgu yapmıştır. Ben bu eğitim konusunu çok derinden değil de yüzeysel olarak yazma niyetindeyim. Çünkü kapsamlı yazmaya kalksam, sayfalarca sürer. Onun için öğrendiklerim içinde bana göre en önemli olanları, yararlı bilgiler ışığında sizlere sentezleme amacı taşıyorum.

Bireysel psikolojinin uzmanı Alfred Adler’ e göre, bir kişinin sahip olduğu şahsiyet özelliklerinin temellerini öğrenmek istiyorsak, o kişinin çocukluk dönemine inmeliyiz. Doğal olarak şuanda ben ya da bir başkasının kanaat ve düşüncelerinin oluşumu, çocukluk dönemindeki yaşantılardan meydana gelmektedir. Varmaya çalıştığım asıl nokta, kişiliğimizin temellerini oluşturan çocukluk dönemlerinin ne denli önemli olduğu, ebeveynlere ve eğitmenlere büyük vazifeler düştüğüdür.

Sanayi devriminin eğitime etkisi

Eskiden eğitim ailede verilirdi. Her ana-baba kendi çocuğunu hayata intibak edip bağımsız olarak yaşayabilmesi için, ona gerekli bilgi beceriler, alışkanlıklar, maharetler kazandırma amacı güdüyorlardı. Hayat şartlarının basit olduğu ilkel toplumlarda eğitim kolay yapılıyordu. Amma velakin bilim, teknik ve teknolojinin gelişmesiyle eğitim durumu kompleks(karmaşık) hale geldi. Meslekler doğdu, okullar açıldı, iş hayatı büyüdü. İş hayatına giren ailelerin çocukları, öğretmen adı altındaki kişilere teslim edildi. İşte öğretmenlik diğer adıyla eğitmenlik böyle doğdu. Yetiştirme görevi öğretmene geçti. Okulda öğretilen bilgiler, programlanmış, organize edilmiş, sentezlenmiş pozitif bilgilerdir. Ama ailede öğretilenler gelenek ve göreneklere dayanmaktadır. Burada öğretmenin ve ailenin kişilik geliştirmede başrol oynadıklarını çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kişiliğin oluşmasında ailenin ve okulun önemi

Ferdin kişiliği ilk ana rahminde oluşmaya başlar. Doğumdan ilk beş yaşa kadarki dönem ise en kritik dönemdir. Çocukları bir fotoğraf makinesi gibi hayal edersek gördükleri her şeyin fotoğrafını çekerler. Mesela, çocuğun ebeveynine komşuları tarafından bir hediye verilmiştir. Komşular gittikten sonra çocuğun annesi” hediyenin çok kötü olduğunu ve beğenmediğini; kendisi olsa daha iyi yapacağını” söyler. Bunu işiten çocuk ise fotoğraf makinesi gibi gördüklerini kaydeder ve bilinçaltına yatırır. İleride büyüyüp adam olan çocuk minnet duygusundan yoksun olur, kendisine armağan edilen maddi şeylere burun kıvırır. Bu örnekten görüleceği üzere ailenin yaptığı her türlü olumlu/olumsuz hareket çocuğun ilerideki tutumlarını etkilemektedir.

Başka bir örnek verecek olursak, çocuk ağladıkça meme verilir. Çocuk her ağladığında meme emziriyorken ağlamayı öğrenir. Ağlamanın ilk oluşumu bu şekildedir. Çocuğun ağlaması sağlıklı değildir; çünkü iç salgı bezlerinin faaliyetlerini artırır. Her ağladığında istediğinin verilmesi onun fizyolojik düzenini bozduğu gibi, ilerde de sabırsız ve iradesiz olmak gibi kötü şahsi özelliklerinin barınmasına zemin hazırlar. Çocuk canı yanmasa bile ağlar. Onun ağlamasına dayanamayan ebeveyn ise isteğini yerine getirir. İyilik yaptığını düşünür ama bunun tam tersi olur. Çocuk tembelliğe alışır.

Birçok psikologa göre aile ilk eğitimin verildiği yerdir. İnsan ilk beş yaş içinde şahsiyet özelliklerinin ana çizgilerini kendi kendine kazanır. Bundan sonra ona yapılacak veya onun alacağı kararlar bu temel üzerinden gerçekleşir.
Ailelere düşen bir başka vazife ise erkek ve kız çocuğu arasında ayrım yapmamalarıdır. Toplumlarda hala sürmekte olan bu yanlışın bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir. Toplumumuzda da sıkça görülen erkek çocuğun kız çocuğuna göre daha gözde olması, kız çocuğunda aşağılık duygularının yerleşmesine malzeme verir. Aşağılık duygularına kapılan kız çocuğu kendini ispatlamak için her şeyi yapar. Gerekirse cinayet bile işleyebilir. Haberlerde de bazen bu tip kötü hadiseleri hepimiz duymaktayız. Buna karşın erkek çocuğunun psikolojisinin olumlu olacağını söylememiz mümkün değildir. Kendisini kız kardeşine göre üstün gören ve üstünlük psikolojisini okulda kabul ettiremeyen erkek çocuk içine kapanık bir birey olur. Günümüz toplumlarında bayanların biraz geride kalmalarının asıl sebebi budur. “Sen yapamazsın, sen kızsın” denildiği için çoğu bayan trafikte erkeklere göre daha heyecanlıdır. Bunun sebebi bilinçaltında yatan çocukluk korkularıdır. Kız çocuk erkek çocuğa göre geri zekalı değildir. Her insan toplumda kendini kabul ettirme, ispatlama derdindedir. Haliyle ailelerin bu konuya çok çok önem vermeleri gerekmektedir.
Ailenin yanı sıra öğretmenlere de çok büyük görevler düşmektedir. Bireyin aile ortamından ilk kez ayrıldığı, topluma karıştığı yer okullardır. Eğitim yerlerine kısaca “mini dışçevre” demek istiyorum. Öğretmenlerin bilgi birikimleri, tutumları bi’ hayli önemlidir. Çünkü çocuklar o dönemlerde kendilerine model ararlar, aradıkları model kişiliklerden birinde de öğretmenler yer alır. Bu sebepten ötürü öğretmenlerin kendilerine çeki düzen vererek, olumlu kişilik özelliklerini üzerlerinde barındırıp iyi birer örnek insan modeli olmaları hepimizin isteğidir. Diğer yandan öğretmenlerin bu vasıflara sahip olmaları için hükümetlerin eğitim bakanlıklarına gerekli görevleri, eğitimleri vermeleri herkes için yararlı olur.

Kişiliğin oluşmasında diğer faktörler

Kişinin karakteri ferdi iradesi ve içinde bulunduğu maddi manevi çevre de bunda rol oynar. Mesela dağlık ya da denize yakın bölgelerde yetişen bireyin karakter oluşumunda oranın coğrafi şartları etkili olur. Daha önce görmediğimiz tanımadığımız birinin nereli olduğunu jest mimiklerinden anlamamızın asıl sebebi budur.
Dış çevrenin bireysel eğitim üzerindeki etkisini gösteren araştırmalar, birbirine tıpatıp benzeyen özdeş ikizler üzerinde yapılmıştır. H.J.Muller birbirinden iki haftalık iken ayrılmış ve 18 yaşına kadar birbirlerini hiç görmemiş iki özdeş ikizi incelemiştir. Bunlar, 18 yaşından 30 yaşına kadar geçen 12 senenin yüzde doksanında da ayrı yaşamışlardır. Yaşadıkları çevrelerde aşağı yukarı birbirinin aynı idi. Araştırmanın sonunda, zekâ ve beden özellikleri bakımından hemen hemen birbirinin benzeri idi; yalnız heyecan ve toplumsal davranışlar bakımından, aralarında hayli farklar vardır. Bu çevrenin etkisini gösterir.
H.H. Newman adındaki başka bir araştırmacıya göre ise Londra’ da doğmuş ve 18 aylık iken birbirinden ayrılmış, ayrı ve farklı çevrelerde büyütülmüş bir çift ikiz incelenmiştir. Bunlardan biri Paris’ te diğeri de Londra’ da kalmıştır. Fertlerde yapılan kontrollerde zekâ olarak bayağı bir fark görülmüş, fakat şahsiyetin diğer unsurlarında esaslı bir fark görülmemiştir.
Buradan şu sonuca varabiliriz: her çevrenin kendine göre düzeni olduğundan, bireylerin karakter özellikleri de değişkenlik gösterir.

Sonuç olarak
Son olarak şunları söyleyebiliriz. Aileler, eğitmenler üzerlerine düşen görevleri eksiksiz bir şekilde yerine getirmelidirler. Kendimce bulduğum “zincir benzetmesini” bu yazıda da söylemek istiyorum. Herkes üzerine görevi yaparsa çocukları da mutlu olur. O çocuğun mutlu olması demek, doğacak çocuğun mutlu olması demektir. Zincir gibi halka eklendikçe daha güçlü bir toplumsal bağ oluşur. Bahçıvan örneği bu konuya “cuk” diye oturur. Bahçıvan, bahçesindeki mamullerin iyi yetişmesi için onları zamanla sular, kırpar. Mükâfatını ise sağlıklı ürünlerle alır. Velilerin ve eğitmenlerin bir bahçıvan gibi olması gerekir. Unutmayalım ki birey eşittir toplumdur, toplumda bireydir.
Korkuyla büyüyen nesiller yetiştirmemeliyiz. Küçük çocuklara “büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye sorulduğunda kimisi “başbakan” demektedir. Ama korkuyla büyüdüğünden ileride bu hayalden vazgeçer. Aslına bakarsak çoğumuz istem dışı korkular dışındaki(çocukların kandan kuşların şahinlerden korkması) korkulara çevremiz yüzünden yakalanırız.
Konuyu siyasete çekmeden bir şey daha eklemek istiyorum: ülkemizde şuanda gündemde olan yeni eğitim sistemi yani “4+4+4” bana göre muallâk bir konudur. 5 yaşında gelişimini daha tamamlayamamış bir çocuğun erkenden okula yazılması ileride çözülmesi belki de mümkün olmayacak sosyal ve psikolojik sıkıntıları doğurabilir.

Saygılarımla…

Reklamlar

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

About senar1st

Merhaba değerli okuyucular… Bloğumda hemen hemen her konuda yazı yazarım. Yolda yürürken gördüğüm bir şeyden rahatsızlık duyarsam o konuda tutar yazı yazarım.Ama genel olarak filmler üzerine kişisel yorumlarımı görürsünüz. Yorumlarım film izleyen kitleye göre yazılır. Filmleri izlemeyen okumasın. Yazmak benim için bir zevk. Bu zevkimi de kalemimi kullanarak gideriyorum. Umarım yazılarımı beğenirsiniz. Eleştirmek isteyen varsa da buyrun eleştirsin. Eleştiriye açığım :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: