Özgüven Kazanmak

ÖZGÜVEN NEDİR?

Güven, kişinin sosyal hayatında, hem kendine hem de diğer insanlara karşı olan davranışları içerisinde, kendini bilerek atılganlık göstermesidir. İnsan yaşamında güvenin yeri ve önemi çok büyüktür. Her insan toplum içinde yaşadığı için, olası bir güven eksikliği durumunda kendini mutsuzluğun, huzursuzluğun hezimetine kaptırabilir. Eğer kişinin kendisiyle olan ilişkisi kuvvetli ve sağlamsa dış dünya karşısındaki varlığı o denli güçlü olur. Yeterlilik duygusu içinde kendisine güveni artar. Amma velakin aksi bir durum söz konusuysa, kendisini yetersiz hissedecek ve güven duygusunun ölçüsü azalacaktır.

Özgüvene sahip olan şahıslar kendi dünyalarında daha yaratıcı, daha mutlu, daha huzurludurlar. Kendilerini tanıdıkları için neye güçleri yetip yetmediğini iyi bilirler. O yüzden de kendi kapasitesinin üstünde olan işlere karışmaz ve hedeflerini o çerçevede sürdürürler. Hayatlarını başkalarının istekleri doğrultusunda değil; kendi benliklerinin, kendi arzularının elverdiği şekilde yaşamlarını devam ettirirler. Problemlerden kaçmaz bunların üstüne giderler ve olası bir başarısızlık durumunda, hatalarından ders alır, aynı hatayı tekrarlamamaktan kaçınırlar.

Özgüvenden yoksun kişiler ise kendilerini genellikle mutsuzlukla baş başa bırakırlar. Güvensizliğin verdiği huzursuzluk durumundan kurtulmak için, farklı kimliklere bürünürler ve bu sebeple daha da mutsuz olurlar. Çünkü kendi kişiliklerinden apayrı davranışlarda bulunmak onlarda bu duyguların artmasına neden olmaktadır. Yapılması gereken özgüveni yakalamak için başka maskelerde olmak yerine kendi bedenimiz ve özümüzle bütünleşmemizdir.

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNİN NEDENLERİ

*İlk Çocukluk Dönemi

İnsan hiçbir zaman doğarken özgüven eksikliğinden muzdarip bir şekilde doğmaz. Bu güvenin eksik ya da fazla olması tamamıyla yetiştiği çevreden kaynaklanmaktadır. Güven duygusu bebeklik döneminde başlar. Bir bebeğin anneye bağlı olmasının sebebi; annesi onun karnını doyurur, emzirir, sorunlarını çözer, onu kucağına alıp sever. Haliyle de çocuğun dünyasında güvendiği tek kişi annesi olur. İnsan yaşamının ilk döneminde yereşen bu durum, güven meselesinin kökünü oluşturur. Buna karşın bebeğin isteklerine boyun eğmeyen, onu anlamayan, onu sevmeyen bir annenin bebeği ise güven duygusundan eksik büyür. İleriki yaşamında insanlara karşı şüpheci kimliğine girer.

Sonraki dönemde bebek başkasının kucağında kendisini görünce bir an korku içine girer. Ama annesi yanındaysa kendisini güvende hisseder ve “annemin güvendiği kişilere ben de güvenebilirim,” diye düşünür.

İleriki dönemden bir örnek verelim:

Zeynep, üç yaşında küçük bir kızdır. Bir gün annesi ve babasıyla, dedesini ziyaret etmek için yolu koyulurlar. Dedesinin bahçeli köşküne geldikten sonra da bahçede oyun oynamak için dışarı çıkar. Sonra Zeynep’ in ebeveynleri çay içmek için bahçenin yanındaki kamelyaya otururlar. Zeynep o sıra oyuna dalmıştır ve dışarıdaki hiçbir uyarıyı dikkate almamaktadır. Hatta çoğunu bile duymaz. Dedesi Zeynep’le ilgilenmek için onu yanına çağırır, Zeynep gelmek istemez. Çünkü o sıra karıncanın yuva yapmasını ve yemi götürmesini keşfeder. Ağacın dalından düşen yaprağı görerek yerçekimi kanununun varlığını anlar. Tüm bunlardan ayrılmak istemez. Dedesi torununu yine çağırır ama, Zeynep gelmez. Buna sinirlenen babası büyük bir öfkeyle yerinden kalkar ve “Sen nasıl gelmezsin! Ben çağırdığımda geleceksin!” diyerek kızı kolundan sürükler. Sonra kızımız kucaktan kucağa gider. Onun aklında ise bahçedeki karıncalar kalmıştır. Oraya gitmek için çaba gösterir. Bunu gören kızın babası, kızı azarlar ve Zeynep ağlayarak annesinin yanına gider. Annesi ise ona,”Kızım üstünü kirletmişsin, üstelik babanın benim sözümü dinlemiyorsun. Yoksa sevmem seni,”der.

 

Bu yaşantıdan görüleceği üzere çocuğun psikolojisinde sorunlu bir durum vardır. Çocuğun dünyayı algılaması ancak oyun oynayarak olur. Oyun oynarken çocuk rahatsız edilmemelidir. Çocuğun oyun anlayışına ne annesi ne de babası saygı göstermektedir. Onlar için sadece kendi istekleri söz konusudur. Bu şekilde azarlanan bir çocuk hayata karşı güvensiz bakmaz mı? Hevesi kırılmaz mı? Oyun oynarken dikkatini oyuna verebilir mi? Bunların sonucunda o çocuğunu özgüveni sağlam mı olur, bir düşünün?

*İlgi Eksikliği

Sevgi eksikliğinden eksik büyüyen bir çocuğun bazı kişilik özelliklerinden yoksun büyüdüğünü de söyleyebilirim. Anne sevgisi baba şefkati göremezse hayata karşı nasıl bakar? Daha ilk dönemlerde her şeyi suçlar. Hayata karşı büyük bir öfke besler. Arkadaşlarını kıskanır. Kendisini annesinin kucağında sevilir bir şekilde görürse sevgiyi öğrenir ve büyüdüğünde diğer insanları sever. Aksi takdirde ise çocuk kendini güvensiz ve eksik hisseder. “Ben niye sevilmiyorum? Benim ne eksiğim var?” diye düşünür. O yaşta asıl hatanın anne ve babasında olduğunu nasıl idrak edebilsin?

*Şiddet

Özgüven eksikliğinin başka bir nedeni ise çocuğun şiddete maruz kalmasıdır. Sürekli dayak yiyen bir çocuk bütün davranışlarını annenin ve babanın istediği şekilde yapmaktadır. Kendi istediği gibi davranırsa şiddet göreceğini bildiği için öz benliğini kaybeder. Doğal davranamaz ve mutsuz olur. Mekanik bir robottan ne farkı kalır siz söyleyin!

Dayak yiyen bir çocuk dış çevreye karşı hırçın bakar. Diğer insanları kendisine düşman görür. Farkında olmadan kin duygusu bünyesinde yetişir. İleriki dönemlerde bu çocuğun katil olacağını kesin olarak söyleyemeyiz ama bu olasılıklar dâhilindedir.

*Mükemmeliyetçi Yaklaşım

Çocuklarının her istediğini yapan, onun bir dediğini iki etmeyen ebeveynlerin çocuklarında bu duygu sık sık görülür. Çocuklarına karşı daima yüksek beklenti içine girerler. Bu tip beklenti içinde olanlar anne ve babalar, zamanında kendilerinin yapamadığı şeyleri çocuklarına yaptırtmak isterler. Çocuğun ne istediğini dikkate almazlar. Anne baba, çocuklarının herhangi bir başarısını başkalarının yanında övüne övüne anlatarak kendi eksik duygularını doyurmaya çabalarlar. Çocuğun kapasitesini bilmeden aşırı bir beklenti içine girmek elbette yanlıştır. Kapasitesini aşan bir sorunla karşılaştığında başarısızlığa uğrar ve kendisini eksik hisseder. Bu da özgüvenini azaltır.

*Eleştiri

Çocuğun yaptığı her eylem anne baba tarafından beğenilmeyip eleştiriliyorsa çocukta özgüven eksikliği görülebilir. Sürekli kendisine suçlar iletilince haliyle kendini değersiz görecektir en önemlisi de cesareti kırılacaktır. Bir işe atılganlık göstermeyecektir.

*Cinsellik

Ergenlik döneminde cinsel duyguları gelişen bir çocuğa gerekli bilgiler verilmezse ileriki dönemlerde sorunlarla karşılaşır. Bu da güven duygusunu zedeler. İlk 6 yaşta çocuk, cinsellikle ilgili soruları annesine ya da babasına yöneltir. Kız çocuğu erkek çocuğunda olan şeyin kendisinde olmadığını anlar. Ebeveynine soru sorup yanıt alamıyorsa kendisini eksik hisseder. “Niye ben de yok?” der. Cinsel bilgilerin sır gibi saklandığı bir toplumda yaşamaktayız. Bunun sebebinde utanç duyguları yatar. Sonucunda ise çekingenlik boy gösterir.

Ebeveynlerinden istediği yanıtı alamayan çocuk bir süre sonra cinselliği ayıp, günah ve utanç verici bir şeymiş gibi düşünür. Bunu bilinçaltına yatırır. Sonra büyüdüğünde ise cinsellikten korkar, partnerinden çekinir. Oradaki mutsuzluk normal hayata yansır. Cinsel yaşam dikkat edilmesi gereken en önemli şeylerden bir tanesidir. Her ebeveyn bu konuya önem göstermeli, çocuğun, “anne ben nasıl doğdum?” gibi sorularına, çocuğun zekâsı çerçevesinde mantıklı cevaplar vermelidir. Veremiyorsa uzmandan yardım almalıdır.

*Okul

Okulda başarısızlık durumunda çocuk kendini yetkin hissetmeyebilir. “Benim ne eksiğim var?” diye düşünür bu da o bireyde güven duygusunu zedeler. Başarısızlıkların üst üste gelmesiyle beraber, çocuğun ileride başarıya inancı azalır. Bu duygular güvensizliğin temellerini atar ve yetişkinlik döneminde karşısına çıkar.

Genel olarak şunu söyleyebiliriz ki güvensizliğin temelleri çocukluk dönemlerindeki yaşantılardan kaynaklanmaktadır. O yüzden yukarıdaki maddelerin hepsinde çocukluğu ele aldım.

 

ÖZGÜVEN KAZANMANIN YOLLARI
*Geçmiş Yaşantı

Geçmişte yaşanılan kötü anılardan kurtularak ilk sınavımızı vermeliyiz. Bunun için de sürekli o kötü olayı düşünmek yersiz olur. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Daha fazla düşünerek neden kendimizi hırpalayalım, yiyip bitirelim? “Dökülmüş sütün ardından gözyaşı dökmek” ne kadar mantık dışıysa bu da aynı şeydir. Geçmişle zaman ayıracağımıza gelecek işlerimize ayırsak; ona göre plan yapsak daha güzel olmaz mı?

*Sağlıklı Düşünme

Kim bilir belki de yaptığımız çoğu eylemlerin çoğu düşünce gücümüzü kullanmadığımız içindir. Duygularımızla hareket ettiğimiz içindir. Bunun önüne geçmek için öncelikle sakin kalmaya çalışmalıyız. Zekânın işlevini tam yerine getirmesi için önce üzerindeki duyguyu atması gerekir. Sakinleştirme alıştırmaları yapmalıyız ki daha mantıklı düşünelim. Duygular bir yere kadar doğrudur ama mantık çerçevesinde ilerleyen bir insanın başarısız olması pek görülmez.

*Güçlü Olma

İnsan kendisini güçlü hissetmelidir. Bunun için önce hayattaki kontrolü eline almalıdır. Başkalarına kontrol vererek güçlü olabilir miyiz? Kendi geminizin dümeninde başkasının olması sizi güçlü gösterir mi? İnsan kendini bağımsız, özgür hissedebilmelidir. Güçlü olmanın temel şartlarından birisi budur. Kendisini bile yönetemeyen insan başkasını yönetebilir mi?

*Olumlu Düşünme

Hayata karşı bakış açısını değiştirmekle işe başlamalıyız. Olumsuz gördüğümüz nesneleri, olayları neden olumluya çevirmeyelim? Bankada sıra beklerken çoğu kişi sabırsız olur. İki dakika beklemeye tahammülü olamaz. Buradan şu sonucu çıkarmak istiyorum: Biz bu güven konusunda olumsuz bakarsak nasıl güven kazanalım? Maçı kazanmak için istemek lazım değil mi? Önce yüreğimizde istek duyarsak sonrası çorap söküğü gibi gelir. İstemek başlamanın yarısı diye boşuna dememişler. Bu güven konusunda bilinçaltımıza olumlu mesajlar gönderelim ki mutluluğa erişelim.

*Uzmana Görünme

Eğer sorunumuz tek başına çözülemiyorsa uzmana görünmeliyiz. Aksi takdirde daha da büyük sorunlar bizi bulur. Mikrobun yayılmasını önlemek için önüne barikat koymalıyız. Musluktan akan pis suyu durdurmak için önce suyu kapatır, daha sonra da tesisatçı çağırırız.  Aklımızın doktorları psikologlardır. Ülkemizde psikologa gidenlere “deli” gözüyle bakanlardan olmayın. Bu düşünceden vazgeçmelisiniz. Herkesin duyguları var herkes günün birinde rahatsızlanabilir. Bu çok normal bir şey.

*Kaybetmeye Hazır Olma

Kazanmayı herkes ister. Madalyonun diğer yüzü de kaybetmektir. Kazanmak doğalsa kaybetmekte doğal bir şeydir. Bunu gözümüzde abartmamalıyız. Üniversite sınavını herkes kazanamaz değil mi? Kaybeden de olacak. Bu doğal bir durum… Önemli olan kaybettikten sonra hatalarından ders alıp almadığındır. Tarih tekerrür eder sonra. Hatalarından ders alıp, bir daha tekrarlanmaması için önlemimizi alırsak daha mantıklı olmaz mı? Bazen her kayıp birer kazançta olabilir. Limonları limonataya da çevirebiliriz.

Rocky 6 filminin bir sahnesinde, Rocky’nin(S. Stallone) oğluna söylediği sözleri yazarak yazımı tamamlıyorum.

“Dünya her zaman günlük gülistanlık değildir. Acımasız ve kötü bir yerdir. Ne kadar güçlü olduğun önemli değil. İzin verirsen seni dizlerinin üstüne çökertir sonsuza kadar orada kalmana sebep olur. Sen ben hiç kimse hayat kadar güçlü darbe vuramayız. Ama önemli olan ne kadar güçlü vurabildiğin değil, önemli olan o darbeyi yedikten ileriye doğru gitmeye devam edip edemediğindir. Kaç darbe alıp hayatta yoluna devam edebiliyorsun? İşte kazanmak böyle bir şey… Eğer ne hak ettiğini biliyorsan, gidip hak ettiğin şeyi al; ama o darbeleri de almaya hazır olmalısın ve birilerini suçlayıp, ‘İstediğim yere gelemedim, sebebi oydu şuydu ya da herhangi biriydi’ diyemezsin. Bunu korkaklar yapar.”

Sağlıklı günler dilerim.

Reklamlar

About senar1st

Merhaba değerli okuyucular… Bloğumda hemen hemen her konuda yazı yazarım. Yolda yürürken gördüğüm bir şeyden rahatsızlık duyarsam o konuda tutar yazı yazarım.Ama genel olarak filmler üzerine kişisel yorumlarımı görürsünüz. Yorumlarım film izleyen kitleye göre yazılır. Filmleri izlemeyen okumasın. Yazmak benim için bir zevk. Bu zevkimi de kalemimi kullanarak gideriyorum. Umarım yazılarımı beğenirsiniz. Eleştirmek isteyen varsa da buyrun eleştirsin. Eleştiriye açığım :)

5 responses to “Özgüven Kazanmak”

  1. mavisiirperisi says :

    Arkadaşım bir ricam olucak.. Dil geel ayarı da ara yüz ayarı da TR olmasına rağmen bütün menü ve diğer işlemlerin dili başka.. sanırım endonezya dili bu.. örneğin şu an üstteki menü çubuğuna benzeyen yatay şeritte yeni emsajlar yazması gereken yerde “tulisan baru” yazıyor.. bişey de yapmadım ama, neden böyle oldu bilemiyorum. bu dili analmadığım için site yönetiminden yardım isteyebilicem bi yer var mı onu da bilmiyorum.. benim için yardım istesen, düzeltseler şu durumu olabilir mi acaba.. 😦

    • senar1st says :

      ben de yeni farkettim. tulisan baru ne alaka dedim.
      reklam falan mı nedir?

      site yönetimine mesaj atsam cevap yazmazlar ki.

      • mavisiirperisi says :

        Senin de mi öyle görünüyor? Neyi yeni farkettin?
        Sanırım silicem komple hesabı.. Zaten aktif değilim, Endonezya diliyle de hiç aktif olabilicemi sanmıyorum 🙂

      • senar1st says :

        virüs saldırısı falandır ya. ilk defa oluyor böyle 🙂
        silmene de gerek yok ya neyse. hiç yorum yok, yazı yok 😀

  2. asdf says :

    süperrr

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: